Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Sömürgeciliği Araçsallaştırmak

04.09.2021

19 ve 20. yüzyıllar yoğun olarak İslam toplumlarının sömürgeleştirildiği tarihsel dönemlerdir. Batılı sömürgeci güçlerin bu dönemlerde özellikle İslam toplumlarında yaptığı uygulamalar derin travmalara yol açtı. Bu dönemin ardından gelen kurtuluş mücadeleleri 20. yüzyıla damgasını vurdu. İçinde İslam ülkelerinin de yer aldığı çok sayıda ülke bağımsızlıklarını kazandı.

            Ancak kazanılan bağımsızlıkların neye tekabül ettiği sonraki dönemlerde sıkça tartışıldı. Bağımsızlıklarını kazanan ulus devletlerde, daha sonra kendi içlerinde mücadele başladı. Türkiye’de yaşanan Tek Parti Döneminden sonra yaşanan demokrasi mücadelesi ve darbeler, benzer bir sürece işaret eder. Bunun en önemli nedeni sömürge sonrası demokratik hukuk devletinin inşa edilememesidir.

            Sömürge dönemini geride bırakan İslam ülkelerinin çoğunda askeri ve yarı askeri totaliter yönetimler kuruldu. Bu iktidarlar sömürgecileri aratmayacak bitçimde kendi halklarıyla sorun yaşamaya başladılar. Başlangıçta sömürgecilere karşı bağımsızlık savaşı veren topluluklar, daha sonra kurdukları devletlere karşı özgürlük mücadelesi vermeye başladılar.

            İslam ülkelerindeki yerli otoriter dikta yönetimleri, halkın Yahudilik ve İsrail karşıtlığı kozunu oynayarak kendilerine karşı muhalefetini önlemek için İsrail politikasını araçsallaştırdılar.

            İslam ülkelerini yöneten dikta yönetimlerin amacı, samimi bir şekilde İsrail’le mücadele etmek değil, İsrail bahanesiyle kendi yönetimlerini devam ettirmekti. İslam ülkelerinin yöneticileri, İsrail’in Arap topraklarını işgali bahane ederek halklarından demokratik haklarını giderek ötelediler. Böylece iç sorunlarını çözemeyen ülkeler, dış müdahalelere açık hale geldiler. Son dönemlerde yaşanan Afganistan, Irak ve Suriye olayları, kendi sorunlarını çözemeyen ülke yönetimlerinin, ülkelerini yangın yerine çevirdiğini gösterdi. Yönettikleri halkın en temel insan haklarını ihlal eden bu yönetimler, ülkeleri işgale uğradığında kendilerini savunacak halk bulamadılar.  İşin çok daha vahim yönü, kendi yöneticilerinden zulüm gören insanların sömürgecileri kurtarıcı olarak görmeleridir.

            İslam toplumlarında değişim taleplerinin dile getirildiği dönem Arap Baharı olarak adlandırılan dönemdir. Ancak Arap Baharı sırasında dillendirilen özgülük talepleri, çok kısa bir sürede yerini derin bir hayal kırıklığına bıraktı.

            İslam dünyası uzun süre İsrail, Batı dünyası ve Amerika’nın vahşi sömürgesine ve kendi içinden çıkan askeri, yarı askeri ve sivil dikta yönetimlerine maruz kaldı. Mazlum halkların, bu iki olumsuz yönetim biçimi arasında tercih yapmak zorunda kalmaları büyük trajedidir.  

            Kuşku yok ki, Amerika sömürgeciliğin alternatifi yerli dikta yönetimleri olmamalıdır. Nitekim Arap Baharı İslam ülkelerinin yerli dikta yönetimlerine karşı demokrasi ve hukuk talebi başlamıştı.

  1. yüzyıl bağımsızlık savaşı veren ve görece bağımsız devlet kuran İslam ülkelerinde, halk kurulan bağımsız yönetimlere karşı özgürlük mücadelesi vermek zorunda kaldı.

Sömürgeciliğin alternatifi mezhepçi dikta yönetimleri değildir. Sömürgeciler bahane edilerek içimizden çıkan dikta yönetimlerine boyun eğmemiz ve sahiplenmemiz ahlaki değildir.

            Kuşku yok ki, sömürgecilik gayri ahlaki, gayri insani yönetim yöntemidir. Ama alternatifi yerli diktalar değil, adalet hukuk ve insan haklarını temele alan modeldir.

            Medine Vesikası modelinin özü olan müzakere ve katılım siyaseti temel alınmadığı sürece diktanın yerli ve yabancı olması arasında hiçbir fark yoktur.

            Bu yüzden katılımcı ve müzakereci siyaseti, hukukun üstünlüğünü ve özgürlükleri temel alan bir siyasal model kurulmalıdır.

               Öyle görülüyor ki, Şii ve Sünni düşüncenin ürettiği siyasal modeller bugün için geçerli modeller değildir. Bu modeller tarihseldir; bu yüzden bütün zamanlar için takip edilecek modeller değildir.

            Şii İmamet modeli ve Sünni Hilafet modeli, katılım ve müzakereci siyasete kapalı modellerdir. Demokratik hukuk devleti ideali bu modellere göre çok daha ileri modeldir.

            Kur’an bize bütün zamanlar için izlenmesi gereken siyasal bir model önermez. Bunun yerine siyasal yönetimde uyulacak değerleri verir. Model ise ümmetin tarihsel tecrübesine ve içtihat alanına bırakılmıştır.

            İslam siyasal aklı, her türlü otoriterliğe karşı çıkarak özgürlüğü temel alan bir siyasal modelin izinde olmalıdır.

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir