Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Tekfir ve Özgür Düşünce

16.01.2023

Mezhepler, dinin yorumları olan siyasi, hukuki, ibadet alanındaki yorumlarla ilgili ekolleridir. Mezheplerin esası içtihattır. İçtihat, İslam âlimlerinin Kur’an ve Sünnet’ten yola çıkarak, zamanındaki sorunları çözmek için kendi aklını ve uyguladığı yöntemi temel alarak oluşturduğu zihinsel çabadır, yorumdur. İçtihat, insan tarafından yapılan bir zihinsel faaliyettir. İnsan, bilgisi ve birikimi ne olursa olsun ürettiği bilgiler yanılgıya açıktır, izafidir ve tarihseldir. Bu yüzden Kur’an ve Sünnet insan tarafından yapılan yoruma mahkûm edilemez. Hiçbir tefsir metnin yerini tutamaz ve onunla eşitlenemez. Yorumun metnin(Kur’an’ın) yerini alarak tekfir kaynağı olması ise hiç mümkün değildir. Tevil(yorum) ile oluşan düşünce farklılıkları entelektüel anlamda berekettir. Tefsir, insanı Kur’an’a götüren, onunla tanıştıran aracı metinlerdir. Aracı metinler, insan zihninin müdahil olduğu metinlerdir. İnsan zihni sınırlı olduğundan ve mutlak bilgi üretemeyeceğinden yorumlar üzerinden gidilerek tekfir yapılamaz. Mezhepler, bir anlamda Kur’an’ın tevili sonucu ortaya çıkan farklı yorumlardır. Tevil üzerinden tekfir yapılamayacağı açıktır. İmam Maturidi’nin dediği gibi “Tevil varsa tekfir yoktur.” Hz. Peygamberin Hz. Ali’ye hitaben, “Ben Kur’an’ın tenzili için harp ettim, sen de tevili için harp edeceksin!” dediği rivayet edilir. Bu rivayetin tevil üzerinden yürütülen tartışmaların nerelere varacağını göstermesi bakımından önemlidir.

            Tekfir faaliyeti zaman içinde öyle boyutlara geldi ki, Ebu Hanife gibi bir isim bile İmam Buhari tarafından güvenilir bulunmayarak küçük görüldü. Tasavvuf ehli bazı kişilerce ise(Örneğin S. Servi) tekfir edilmiştir. Arkasından “ümmetin fitnecisi öldü ” gibi yakışıksız ifadeler kullanılmıştır.

Unutmayalım, Hz. Ali’nin savaştığı bir grup olan Hariciler, sadece Kur’an’ı ölçüt aldıklarını söylüyorlar ve bir ayetin tevili(yorumu) üzerinden Hz. Ali’yi şehit edecek sürecin önünü açıyorlardı. Hariciler “Hüküm Allah’ındır” ayetini temel alarak Hz. Ali’yi tekfir ediyorlardı. Bu sürecin sonucunda binlerce insan Kur’an’ı rehber edindiklerini iddia eden bir grup tarafından(Hariciler) katledilmiştir. Günümüzde de bir ayetin yorumundan yola çıkarak diğer Müslümanları tekfir eden hastalıklı bir zihin yapısı var. İslam’a hizmet ettiğini sanarak günaha girmek nasıl bir çelişkidir. Yaşanan Haricilik tecrübesi bize yorum üzerinden gidilerek yapılacak tekfir faaliyetinin nerelere varacağını gösteren tarihsel bir olaydır.

İslam kardeşliğini sağlamak için farklı yorumları tekfir için kullanan bu hastalıklı zihin yapısını mutlaka etkisizleştirmek gerekir. Yorum üzerinden Müslümanları tekfir eden çağdaş Haricilik etkisizleştirilmediği sürece, İslam içi savaşlar kardeş katliamı doğurmaya devam edecektir. Haricilerin başlattığı ve kullandığı tekfir baltasını toprağa gömmenin zamanı gelmiştir.

            Son üç yüz yıldır İslam düşüncesi sorun çözemiyor. Bu olumsuz durumdan kurtulmak için kafa yoran, farklı bir öneri getirenleri ise tekfir ederek susturuyoruz. Böylece var olan muhafazakâr din okuması egemen oluyor. Şerh ve haşiye geleneğinden beslenen bu yaklaşım ilim sahasını esir alıyor. Fanatizm, dışlama, tekfir entelektüel alana egemen oluyor. Yeni yorumlar yapılamadığı için sorunlara yeni sorunlar ekleniyor.

            Mezheplerin belirli konularda hata ettiklerini – Bir anlamda her mezhep bazı konularda hatalıdır- iddia etmek başka, o mezhebi tekfir etmek başkadır. İslam dünyası mezhepçiliği aşamadığı müddetçe insanlara vereceği hiçbir mesaj yoktur. Kendi kardeşini farklı yorum yaptı diye tekfir eden kimsenin İslam kardeşliği söylemi sahtedir.

            İslam inancının iki büyük ekolü olan Şia ve Sünnilik eleştiriye açıktır. Ancak hiçbiri tekfir edilemez. Hiçbir mezhep, ekol, kelam anlayışı İslam ile eşitlenemez. Hiçbir mezhep taraftarı kendini hak mezhep olarak görüp diğerlerini dışlayamaz, tekfir edemez.

            İçtihada en çok açık alanlardan biri de siyaset alanıdır. Sünni ve Şiilerin iddialarının aksine ne Kur’an ve ne de Sünnette kimin yönetici olacağı, hangi yöntemle seçileceği, görev süresinin ne olacağı hakkında açık bir hüküm yer almaz. Arap aklı, tarihsel tecrübesinden yaralanarak bir çözüm üretmiştir. Şimdi, zamanın ruhuna ve İslam’ın temel kaynaklarına uygun modeller üretmek, tarihsel olan Şii imamet ve Sünni hilafet modelini aşmak zorunlu hale gelmiştir.

Sünni siyasal akıl olanı veri alarak rasyonelleştirirken, Şii siyasal akıl olması gerekene yoğunlaşır. Bu anlamda Sünnilik realist, Şia ütopiktir. İkisi de büyük ölçüde bugüne yoğunlaşamaz. Sünni akıl, halife sıralamasını veri alır ve Hz. Ebubekir’den Hz. Ali’ye fazilet sıralaması yapar. Şii akıl ise olması gerekeni (İdeali) esas alır ve sıralamayı Hz. Ali’den başlatır.

            Kur’an dışında beşer zihni tarafından üretilen hiçbir metin, üretenin kimliği, bilgi seviyesi, donanımı ne olursa olsun mutlak ve yanılmaz değildir. Böyle bir anlayış kişilere ilahlık özelliği yüklemektir. Bu tutum asla kabul edilemez

            İslam dünyasının en büyük sorunlarından biri de Mezheplerin siyasal kavgalara ve hesaplaşmalara aracılık yapılmasıdır. Dinin en kötü araçsallaştırma biçimi, onu bir siyasal anlayışla özdeşleştirmektir. Bir siyasal anlayışla özdeşleştirilen dinin mensubu, doğası gereği farklı siyasal anlayışı benimseyenleri tekfir edecektir. Bu tekfir faaliyetinin amacı dini korumak değil, din üzerinden kendi siyasal anlayışına alan açmaktır.

            Eleştiri ve tekfiri birbirinden ayırmayan zihinlerle aynı yerküreyi paylaşmak gerçekten üzüntü verici bir durumdur. Cübbeli Ahmet, diğer insanlar gibi eleştirilebilir; ancak tekfir edilemez. Tıpkı Mustafa Öztürk ve Mehmet Azimli’nin tekfir edilmemesi gerektiği gibi. Tekfir, aciz, fanatik, militan insanların işidir. Entelektüel derinlikleri yoktur ve eleştiri ahlakından yoksundurlar. Eleştirinin nasıl yapılması gerektiği konusunda Aliya İzzetbegoviç, Said Halim Paşa, Malik Bin Nebi, Mehmet Akif ve Şeriati’nin metinleri bize yol gösterecek ölçüde önemlidir.

Mutezile, İslam düşüncesinin en değerli mezheplerinden biridir. Son dönem İslam âlimlerinin tamamına yakınında Mutezile akılcılığı vardır. Bu çok değerli bir kaynaktır. Ebu Hanife ve Maturidi çizgisi de örnek alınması gereken büyük kaynaktır.

İslam dünyası farklı yorumların önünü açan özgürlükçü bir yapıya mutlaka kavuşturulmalıdır. Bu yönde yürütülecek entelektüel çaba son derece değerlidir.

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.