Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Türkiye Siyasal Kültürü ve Otoriterlik

05.06.2023

“Tahakküm, kendini teatral bir parlaklıkla sunar. Evet, onu meşrulaştıran bu parlaklıktır. İktidarın törenleri ve sembolleri, tahakkümü sağlamlaştırır. Debdebeli merasimler ve şiddet sembolleri, gaddar şölenler ve törensel cezalar iktidarın sahnelediği tiyatro ve gösterinin birer parçasıdır. Bedensel işkence, en büyük etkiyi yaratsın diye halka açık olarak sergilenir. Cellatlar ve hükümlüler aktörler gibi hareket ederler. Kamusal alan bir sahnedir. Egemen iktidar teatral görünürlük aracılığıyla etki eder. O, görülen, bilinen, övünen ve yayılan bir güçtür/iktidardır. Ancak serpilebilmesi için, bu iktidara tabi olanların”, büyük ölçüde görünmez kalması gerekir.”

 

(Enfokrasi, Byung Chul Han, Ketebe yayınları, Sayfa 9.

            Türkiye siyasal kültürü, otoriterliği meşrulaştıran tahakküm üzerinden yürüyen bir yapıya sahiptir. Otoriterlik, toplumun üzerine tahakküm kurmakla kendini meşrulaştırır. Bunun için egemen güç çeşitli araçları kullanarak toplumu denetim altında tutmayı amaçlamaktadır.

            Gelinen noktada Türkiye siyasetini belirleyen otoriterliğin kaynakları ile ilgili yüzleşmek gerekmektedir. Bunun için öncelikle otoriterliğin kaynaklarını belirlemek ve tarihsel mirası eleştirel bir gözle incelemek gerekir. Türkiye siyasetini etkileyen otoriterliğin kaynaklarını şöyle sıralayabiliriz:

1- Orta Asya otoriter devlet geleneği.

2- Muaviye tarafından kurumsallaştırılan saltanat hilafet modeli. (Bu modelin atası İranlı Ardeşir’in “Sultana itaat Allah’a itaattir ilkesidir)

3- Orta Asya otoriterliği ile Emevi anlayışının işbirliği.

4- Gazali’nin entelektüel temelini attığı Selçuklu siyasal mirası.

5- Gazali’nin temellerini attığı modelin Osmanlı tecrübesi.

6- Atatürk Döneminde uygulanan ve 27 yıllık parti devlet bütünleşmesinin olduğu otoriter ve merkeziyetçi deneyim.

            Türkiye siyasetine egemen olan hemen hemen bütün ideolojiler bu otoriter kültürel mirasın etkisi altındadır. Sağ muhafazakarlık, sol Kemalizm, ulusalcılık, milliyetçilik ve sosyalizm bu otoriter geleneğin izleyicileridir. Bu yüzden, Türkiye siyaseti insan öncelikli değil devlet öncelikli bir siyasal anlayışa sahiptir.

            Türkiye siyasetinin otoriter kaynaklarından biri de din alanında yaşanan siyasal kırılmadır. İslam siyaset anlayışında büyük kırılmanın Emeviler döneminde başladığı açıktır. Buradaki anahtar soru şudur: “Nasıl oluyor da Hz. Peygamberin yakınındaki sahabeler, hilafeti saltanata çeviren Muaviye’nin bu eylemine gereken tepkiyi vermediler?  Aslında sahabelerin önemli bir bölümü Muaviye’nin eylemlerine tepki gösterdiler. Ancak bir bölümü ona destek verirken bir bölümü de sessiz kaldı. Bu davranışları anlamlandırmak için dönemin koşullarını doğru analiz etmek gerekir. İlk olarak İslam toplumu Cemel, Sıffin, Nehrevan gibi iç çatışmaları yaşadı. Bu çatışmalarda on binlerce Müslüman oldu. Müslümanlar aşağıdan gelen fitne ile yukarıdan gelen otorite arasında tercihle yüz yüze kaldılar. Bu seçimde fitneye karşı otoriteyi tercih ettiler. Bu çözüm daha sonra gelen yıllar için referans oldu. Böylece çıkacak fitneye karşı düzeni ve güvenliği sağlayan otorite meşru görüldü.

            Amacı laik ve seküler bir toplumsal düzen kurmak isteyen Mustafa Kemal bile dinin toplumu yönlendirme gücünden yaralanmak istemiştir. Mustafa Kemal, tamamen modern, seküler, bilimi tek bilgi kaynağı kabul eden, Türk ulusalcılığına dayalı bir toplum oluşturma idealine karşı, devletin din ile ilişkisini İslam’ın Sünni/ Hanefi yorumu üzerinden kurmuştur. Dolayısıyla makbul vatandaş Türk- Müslüman- Sünni- Hanefi üzerinden kurulmuştur. 1924 yılında kurulan Diyanet teşkilatı da bu esaslar üzerine bina edilmiştir. Kuşkusuz “Sultana itaat Allah’a itaattir” ilkesi Türkiye Cumhuriyeti için de aktif olarak geçerlidir.

            Peki, neden Alevilik ve Şafilik merkezin dışında kalmıştır. Çünkü Alevilik, fıkhı olmayan sözlü bir geleneğe aittir. Oysa devlet için din fıkha sahip olmalıdır.

Şafi’liğe gelince, Şafi mezhebi Anadolu’da ikinci büyük etnik grup olan Kürtlerin mezhebidir. Dolayısıyla Alevilik ve Şafilik, devletin resmi tanımlaması olan Türk- Müslüman- Sünni ve Hanefi paradigmasının dışın da kalıyordu.

 

Öte yandan dindarların da tarihten miras aldıkları otoriter geleneğin etkisi altında kaldıkları bilinmektedir. Bu dindarları muhafazakâr milliyetçi siyasal tutuma yaklaştırmaktadır. Ancak zaman içinde İslamcılar anlayışlarını muhafazakâr milliyetçi paradigmanın dışına taşımaya çalışmışlardır. Özellikle 1980’lerden sonra tercümelerin (Seyyid Kutup, Ali Şeriati, Fazlur Rahman, Garaudy, Mali bin Nebi, Muhammed İkbal, Hamidullah…) beslendiği İslamcılık, kendini sağ muhafazakarlık ile ayrıştırarak yeniden tanımladı. Buna paralel olarak büyük kentlere olan göç, muhafazakâr dindarlara ekonomi ve siyasetin önünü açtı.

            Gerek siyasal merkezi elinde tutan Ulusalcı Kemalistlerin düşünsel yorgunluğu, gerek sağ ve sol siyasetin içine düştüğü yolsuzluk dindarlara iktidarın önünü açtı. Kente dolan enerjisi yüksek dindarlar kendi siyasal figürünü üretti.

            Bu toplumsal değişmeler Ak Parti iktidarını doğurdu. İktidarların ilk on yılında gerek demokratikleşme, gerek ekonomik alanda büyük mesafe aldılar. Buna paralel olarak halktan çok büyük destek aldılar.  Ancak özellikle son altı yedi yıldır, değişim ve dönüşümcü siyaset yerini muhafazakâr milliyetçi devletçi bir yapıya bıraktı.

            Milliyetçileşen ve muhafazakarlaşan dindarlar ekonomik ve sosyal konularda yaşanan sıkıntılara ve yozlaşmalara karşın son seçimi de kazandı. İktidara en çok yaklaştığı noktada seçim kaybetmek, muhalifler için büyük yıkım oldu. Peki, nasıl oluyor da iktidar tüm sorunlara karşın seçimi kazanabiliyor?  İşte tam bu noktada tarihsel tecrübe ve Sünni siyasal akıl devreye giriyor. Erdoğan Sünni siyasal aklın en önemli parametreleri olan güvenlik ve istikrar anlayışını sonuna dek kullandı.

            Türk modernleşmesi, gerekli zihniyet değişimi olmadan demokrasiye biçimsel olarak geçtiğinden, geleneksel otoriterliği demokrasi içerisinde üretmekte zorluk çekmiyor.

            Geleneksel kültürümüzün lider kültü etrafında biçimlenmesi, aynı kültürü demokrasi içinde de devam ettiriyor. Böylece görünürde demokrasi ancak içerikte otoriter yönetimlerin en büyük özelliği olan lider kültünün taşındığı biçimsel olarak demokrasi ancak içerik olarak otoriter sistem devam ediyor. Demokratik bir yönetim için önemli bir zihinsel dönüşüm gerektiği açıktır. Kültürel ve zihinsel dönüşüm olmadan gerçekleştirilen değişimler, hiçbir şeye benzemeyen garip sentezler üretiyor. Yasama, yargı ve yürütmenin lider kültü etrafında toplanması, tarihsel hafızaya son derece uygundur. Çünkü toplumsal hafızamız otoriter siyasal modele bir hayli yatkındır.

            Sağ muhafazakâr dindar seçmen, Erdoğan’da tarihsel hafızasında taşıdığı güçlü, karizmatik, otorite sahibi liderliğin bir sentezini görüyor. Öte yandan otoriterlik, sadece sağ muhafazakarlık ideolojiye mahsus bir özellik değildir. Sol/ sosyalist geleneğin otoriter anlayışı muhafazakâr dindarlıktan çok daha fazladır.

            Türkiye özelinde bütün demokratik reformlar sağ muhafazakâr iktidarlar tarafından yapılmıştır. Menderes, Özal ve özellikle Erdoğan’ın ilk 12 yıllık dönemi demokratik reformların yapıldığı dönemdir. Kemalist sol gelenek ise demokratik reformların karşısında yer almıştır.

            İslam geleneğinde iman amel ilişkisinin yanlış kurgulanması, dini kökenden gelen siyasileri çürüten bir işlev görmüştür.  İman ve amel(eylem) birbirinden ayrılınca kişinin işlediği günahların imanına zarar vermeyeceği “İman artmaz ve azalmaz” formülü ile normalleşti. Bu İslam düşüncesinin en büyük sorunlarından birine dönüştü.

            Öte yandan İslam siyasal aklının yüzleşmesi gereken üç temel sorun vardır.

1- Hariciliğin temel anlayışı olan Tekfir ideolojisi

2- Sultana itaati ve güvenliği adaletin önüne koyan Sünni siyaset teorisi

3- Babadan oğula geçen siyasal anlayışı kurumlaştıran ve yönetimi ilahi belirlemeye havale eden Şii imamet anlayışı

            Sünni kelamın ortaya çıkardığı geleneksel siyasi aklın parametrelerinin hakimiyeti de Türkiye siyasetinde rol oynayan önemli bir faktördür. Geleneksel Sünni siyasal aklın istikrar ve güvenlik eksenli siyasal tavrı seçmen davranışlarını yönlendiriyor. Adaleti güvenliğin gerisine düşüren bu siyasal akıl, muhalefeti güvenliği tehdit eden bir fitne olarak konumlandırılıyor. Seçmen aşağıdan gelecek fitne tehdidine karşı yukarıdan gelen otoriteyi temsil ediyor. Ayrıca hilafet saltanat modelinin en önemli parametresi güçlü liderliktir. Erdoğan bu güçlü liderlik algısına cevap veren bir liderdir. Çoğulculuğu ve şura ilkesini tehdit olarak gören ve zaaf olarak algılayan geleneksel Sünni akılda önemli bir yenileşmeye ihtiyaç olduğu açıktır.

Kendini dindar olarak görse de adaletsizlik yapmaktan çekinmeyen, eş dost ve akrabasını kayıran, dini kendi çıkarları için araçsallaştıranlar ile aramıza kalın bir çizgi çekeceğiz.

İyiliği emretme kötülükten sakındırma. Muhalifliğimiz bu ilke doğrultusunda olacak. Eleştirimiz de desteğimiz de adalet çerçevesinin çizdiği sınırlar içindedir. Her şeye koşulsuz destek verenlerden de her şeye müzmin muhalif olan kişilerden de değiliz. Ülkemiz adına atılan en küçük olumlu adımı desteklemekten çekinmeyeceğiz.

Yolumuza Allah’a samimi bir şekilde inanan ahlak sahibi kişilerle devam edeceğiz. Değişik ideolojilere sahip toplum kesimlerini temsil eden partilerin bir araya gelip ortak siyaset üretme çabaları, Türkiye siyaseti açısından, son derece değerli ve anlamlıdır. Bu anlamlı çaba umuyorum muhalefetin saçma tartışmaları arasında heba olup girmez.

Bu noktadan sonra en büyük sorumluluk aydınlara düşmektedir. Çünkü  “Aydının bugüne ve geleceğe ilişkin düşünceleri vardır. Bunun için de hem bugünü hem geleceği düşünüp planlama yapar. Geleceği planlama bir kimlik inşasıdır; zamana bir ruh enjekte etme iradesi göstermektir.”(1)

 

  • Şaban Ali Düzgün, Ulemadan Aydın’a Değişim ve Dönüşüm, s: 43, Dini Düşüncede Gelenek, Dönüşüm ve Gelecek, Editörler: Şaban Ali Düzgün, Tuğba Günal, Endülüs yayınları.

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.