Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Yeni Anayasa Çalışmalarının Önündeki Engeller

21.02.2021

Yeni anayasa çalışmaları zaman zaman siyasal partiler ve aydınlar tarafından dillendirilir. Ancak bu tartışmaların saman alevi gibi kısa bir sürede ortadan kalkmasının altında bazı sebepler vardır. Bu sebeplerin başında anayasa tartışmalarının siyasal bir manivela olarak kullanılmasının, anayasa tartışmalarına taraf olanların samimi olmamasının, tartışmanın başka tartışmaların önüne geçmek ve kamuoyunu bir süreliğine meşgul etmek için araçsallaştırıyor olmasının payı var. Bir diğer önemli etken de toplumda buna yönelik büyük bir isteğin olmamasıdır. Bu yüzden tartışma niçin olamayacağını göstermenin dışında bir anlam taşımıyor. Öyle görülüyor ki, bu tartışma kısa bir süre gündemi meşgul ettikten sonra ortadan kalkacaktır. Öte yandan toplumda yeni bir anayasa yapmanın önünde daha köklü sosyolojik nedenler bulunmaktadır.

Kuşkusuz yeni bir anayasa yapmak çok kolay bir süreç değildir. Öncelikle yeni bir anaya yapmayı engelleyen faktörleri tespit edip, onların getirdiği sorunları ortadan kaldırmak gerekir.

Yeni anayasa tartışmalarının önündeki engelleri şöyle sıralayabiliriz:

1- Diğer etnik grupların varlığını dışlayan Türkçülük ve Türk milliyetçiliği.

2- İnançları dışlayıcı laiklik uygulamaları.

3- Toplumu bir bütün olarak algılayan otoriter zihniyet.

4- Sorun anlarında özgürlüğü güvenliğe feda eden zihniyet.

5- Hukuk ve hukukun üstünlüğü bilincinin zayıflığı

6- Toplumu oluşturan farklı kategoriler arasında yaygın ve kökleşmiş farklılıklar.

Kuşku yok ki, tüm bu sorunların aşılması samimi ve uzun soluklu bir çalışma gerektiriyor. Tartışmayı ortaya çıkaranların ve sürdürenlerin niyeti ne olursa olsun tarihe kayıt düşmek adına bu tartışmalara yapıcı bir şekilde katılmak gerekmektedir.

Yeni bir anayasa yapmak öncelikle bir zihniyet sorunudur. Tarihten miras alınan zihniyet dünyasını oluşturan parametrelerin eleştirel bir yaklaşımla ele alınması zorunludur. Sözleşmeye değil, itaatkarlığa yatkın toplumsal yapı, tartışmanın önündeki en büyük engeldir.

Kabul edildim ki, Cumhuriyet modernleşmesi, özellikle ilk dönem uygulamaları, zihniyet olarak toplumu böldü. Bu bölünmüşlük devlet ve onun kurumları aracılığı ile yürütüldüğünden toplum ve devlet arasındaki ideolojik farklılık kökleşti. Diğer yandan devletin siyaset üzerindeki belirleyici gücü bütün ideolojileri devleti ele geçirip toplumu dönüştürmeyi amaçlayan Kemalizm’i taklide indirgedi. Bu tutum siyaset alanında entelektüel bir kısırlığa yol açtı. Hemen hemen tüm partilerin savunduğu değişmez ilkeler tartışması sonuçta sivil olması beklenen siyasal aktörlerin de askeri rejimlerin yaptığı anayasanın değişmez ilkeleri üzerinde anlaştığını gösteriyor. Değişmez ilkeler tartışması daha baştan sivil ve müzakereci bir anlayışın önünü tıkıyor.

Öte yandan anayasa tartışmalarının sert geçmesi toplumun zihinsel olarak bölünmüşlüğü ile ilgili. Öncelikle kutuplaşmanı besleyip tahkim ettiği bu kutuplaşmanın aşılması gerekiyor. Öyle görülüyor ki, bu durumun aşılması oldukça zor görülüyor.

            Cumhuriyet modernleşmesiyle avantaj sağlayanlar, avantajlarını kaybetmemek, mahrum olan kesimler avantaj sağlamaya çalışıyor. Bu durumda tartışma sert geçiyor.

Her toplumsal kesimin diğerini anlamaya değil, tanımlamaya ve denetim altına almaya çalıştığı bir ortamda sağlıklı bir anayasa çalışması zordur. Diğerini denetim altına alıp etkisizleştirmeyi amaçlayan zihniyetlerin egemen olduğu ortam da bırakın anayasa çalışmasını, köklü bir reform yapmak bile oldukça zordur.

Öte yandan anayasa çalışması her gündeme geldiğinde 1921 anayasasına yapılan olumlu atıflar gözden kaçmamaktadır. 1921 Anayasasının Cumhuriyet modernleşmesi boyunda tanık olduğumuz en demokratik temelli anayasa olması dolayısıyla bu yaklaşımlar doğal karşılanmalıdır.

1921 kuvvetler birliğini temel alması da bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır. Meclisin belirleyiciliği öne çıkıyor. Bu metnin önemi toplumsal çoğulculuğu temsil edişidir. Önemli olan bu yaklaşımdır.

Sıklıkla 1921 metnine atıf, Türkiye’de daha sonra yapılan anayasaların yöntemi ve içeriği ile ilgilidir. Kaldı ki, 1921 anayasası oldukça sınırlı sayıda maddeye sahiptir. Bu durum anayasaların toplumun geniş katmanları tarafından kabul edilecek genel ilkeleri içermesi gerektiğini göstermektedir.

Diğer yandan 1921 anayasasının en çok tartışılan noktası kuvvetler birliğini içeriyor olmasıdır. Kuvvetler birliği uygulaması da Meclis çoğunluğunun kararı olarak beliriyor. Dönemin tarihsel koşulları dikkate alınırsa, gerçekten ileri bir metin olarak referans alınmalıdır.

Zaten Cumhuriyetin modernleşmeci elitleri bu metinden bir hayli rahatsız oluyor ve ilk fırsatta metni değiştiriyorlar.

Kuşku yok ki, anayasal metinler yapıldığı zamanın ruhunu taşıyan ve değişime açık metinlerdir. Çünkü insan doğası gereği bütün zamanları kapsayacak metinler üretemez.

Türkiye Cumhuriyeti hiç kuşku yok ki, Osmanlı tecrübesinden kıyaslanmayacak kadar demokratik bir devlettir. Ancak azınlıklar söz konusu olduğunda Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı tecrübesi kadar çoğulcu değildir.

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir