Zeynep Kılıç Yazdı: Bab’Aziz

10.02.2021

2006 da İstanbul film festivalinde Baba Aziz filminin yönetmeni Tunuslu yönetmen Nacer Khemir kendi filmi hakkında şöyle bir açıklama yapmıştır.Bu film ile aslında İslam’ın Batı tarafından sunulan yüzünü değil, bilinmeyen,  es  geçilen  ve unutturulan yüzünü göstermeye çalıştım.” Diyerekten filmin amacını açıklamaya çalışmış. Film şu şekilde başlıyor:

Uçsuz bucaksız bir evreni andırırcasına dingin bir fonu andırır kızıl sahra… Bu devasa kumların batnında yerden bir nebatat gibi kızıl kumları yara yara filizlenip açılır küçük İştar. Diğer taraftan ihtiyar cübbesiyle kumlara batmış Abdal baba, Baba Aziz silkinir sahra kumlarından. Baba Aziz ve torunu İştar buluşup her otuz yılda bir yapılan dost meclisinin muhabbet mektebinin peşine düşerler bu bilinmez uçsuz bucaksız çölde. Kumlardaki ayak izleri saman yolunda iz bırakırcasına gök kubbede onları bir kutlu sevdanın peşinden sürükler…

Az giderler uz giderler gece basar çölün kuru soğuğu İştar’ı üşütür. İştar: Baba Aziz sen konuşunca soğuk az oluyor der. Baba Azizin nefesi kuru çöl soğuğundan İştar’ın ruhunu ısıtacak yegâne sığınak olur. Baba Aziz, İştar’a: sana bir hikâye anlatıyım o zaman der. Baba Aziz kucağında bir ceylanın başını okşayarak başlar anlatmaya. Evel zaman içinde kalbur saman içinde aynen bunun gibi bir çöl varmış der, Baba Aziz kendi zatında insanın hikâyesini okur gibi başlar gaip bir şehzadenin hikâyesini okumaya…

Zamanın birinde yaverleriyle birlikte çıktığı çöl seyahatinde çadırını çölde kurmuş olan bir genç şehzade eğlencenin rehavetin tam da orta yerinde atının çadırdan uzaklaştığını sezer. Çadırda düzenlenen eğlenceyi yara yara çadırın dışına çıkar. Peşine düşmek isterken ürkek bir ceylanın birden çadırın kapısından uzaklaştığını görür. Genç şehzade çölde ceylanın peşine düşer bir daha da çadıra dönmez. Günler aylar birbirini kovalar ama şehzadeyi ne gören olur ne bilen. Ve günün birinde şehzadenin şehrine bir haberci gelir halkına şehzadeden haber getirir. Şehzadeyi soran halkına gelin siz kendiniz görün şehzadenin halini der. Halkı giderler genç şehzadeyi bir su gölcüğünün başında dizüstü çökmüş yansımasına dalıp izler bulurlar. Fakat onu geri getirmezler. Başında bir derviş bulunur şehzadenin ve onu almaya gelenlere, bırakın onunun ruhunu uyandırmayın o şimdi kendi ruhunu izliyor yansımasını değil der.

Baba azizin kucağındaki ceylan varlıklar âlemine teslimiyet diliyle bağlı dilsiz her bir cana, varlığa atıftır. Aynı dava peşinde koşan aynı uğurda aynı malike can veren mağara ehlinden bir Kıtmir. Hiran’ın eşiğini ibrişim dokur gibi usul usul dokuyan bir örümcek, göklerin kapısında bir güvercin… Minberinde son peygamberin, inim inim inleyen bağrı yanık bir kütük, kutsi bir taş ve taşlar… Öyle taşlar ki yarıldığı zaman ab-ı hayat fışkıran, çatladığı zaman nehirler akıtan ve dağıldıkları zaman haşyetle dağın başından yere dağılan taşlar…

Şehzade Baba Azizin şahsında insanın ta kendisidir. Serap gibi peşinden sürüklediği ürkek ceylan masumiyetin aşkın albenisidir, başında beklediği su kendi ruhunu seyre daldığı gerçek âlemdir. Baba Aziz’in ama hali can gözünün madde âlemine kapalılığı, gönül gözünün mana âlemine açık olma halidir. Suda daldığı aldatıcı sureti değil kendi öz cevheridir.

Birden davudi bir seda yükselir ıssız çölün ortasında

 

Ey ruz bera ki zerha reks konened / Ey gün git ki zerreler raks etsin

An kese ki u çerh u heva reks konenned / O kimsyele ki yer ve göğün döngüsü onunla raks eder

Canha zuhuşi bi ser u pa reks konennd / Ruhlar kendiliğinden bi baş bi ayak raks eder…

 

Gelen Zeyddir çölün serabına bıraktığı nağmelerle…

 

-Baba Aziz:  İştar biz yalnız değiliz

-Zeyd selamün aleyküm nereye?

-Baba Aziz ve aleykümselam,

-Zeyd nereye buluşmaya mı gidiyorsunuz?

-İştar oraya gidiyoruz evet,

-Baba Aziz İştar’a, ama sen benimle gelmiyorsun sandım

-İştar geleceğim çünkü şehzadenin hikâyesi yarım kaldı merak ediyorum

-Baba Aziz daha çok yolumuz var yavrucum hikâyenin hepsini anlatırım meleğim.

 

-Zeyd buluşma nerde olacak?

-İştar bilmiyorum, onu Baba Aziz bile bilmiyor bilmeye de gerek yok.

-Zeyd peki oraya nasıl varacaksınız?

-Baba Aziz yürüyerek sadece o kâfidir.

-Zeyd ya kaybolursak o zaman ne olacak?

-İştar iman sahibi kimse kaybolmaz.

-Baba Aziz herkes yolunu bulmak için kendisine verilen yeteneği kullanır. Şarkı söyle oğlum bunu yaparsan yolun sana gösterilecektir.

Baba Aziz’in burada anlatmaya çalıştığı herkesin Allah tarafından kendisine bahşedilen yeteneğini kullanarak kendi yolunu (tarikat) bulabileceğidir.

 

Zeyd kendi yoluna terennümle devam eder:

Ey ruz bera ki zerha reks konened / Ey gün git ki zerreler raks etsin

An kese ki u çerh u heva reks konenned / O kimseyle ki yer ve göğün döngüsü raks eder

Canha zuhuşi bi ser u pa reks konennd / Ruhlar kendiliğinden bi baş bi ayak raks ederler…

 

Baba Aziz ile torunu İştar yola devam ederler çölde bir derviş topluluğuna rastlarlar. Orda ikisi de dervişlerin cezbine gelip raks ederler. Dergâhta İştar aceleyle yemek yemeye çalışır çünkü şehzadenin hikâyesi yarım kalmıştır. Baba Aziz hikâyeyi anlatmaya devam eder: Şehzade hala büyük bir kederle doluymuş sadece suya bakıyormuş. Yaveri bile herkes onu terk etmiş. Sadece ona göz kulak olan bir derviş kalmış. Baba Aziz hikâyeyi bitirir bitirmez tam o sıra dergâhın bahçesinde filmin ikinci hikâyesinin kahramanı olan Osman kuyuya düşer…

Film İslami referanslara göre değerlendirildiğinde hem olumlu hem olumsuz yanları ortaya çıkmaktadır. İslam’da nefsin tezkiyesi vardır ve İslam bunu onaylamaktadır. İçten gelen bilgiye (ilmi ledün) değer vermektedir. Eğer bir kişi kırk gün kırk gece ihlas üzerinde kendini Allah’a adarsa yani kırk gün kırk gece hiçbir illet onun vücuduna hâkim olmaz ise, yalnız Allah’ın rızası için konuşsa, yalnız Allah’ın rızası için sussa, Allah için baksa, Allah için gözlerini yumsa, Allah için yese, Allah için yemezse, Allah için uyusa, Allah için uyumazsa… Yani kendi programını öyle düzenlesin ve kendi ruhunu öyle ıslah etsin ki gerçekten de Allah için olanların hiçbir iş yapmazsa ve kırk gün kırk gece heva ve hevesinden vazgeçse o kimse İbrahim Halilullah gibi olur. Bu hadis hem Şii hem Sünni camiada geçerlidir.

İslam nefs-i tezkiye konusunda irfan ehliyle hemfikirken nefsi öldürme konusunda aynı fikir de değildir. İslam’da insanın nefsi azizdir. İslam’da nefsi tezkiye vardır fakat İslam nefsi hakir görüp öldürmüyor dünyadan yüz çevirtmiyor. İslam’da müminin hem dünyası değerlidir hem ukbası. İslam’da dünya Hadisi şeriflerle sabit ahiretin tarlası olarak görülmüştür. Ashabı kiram bu meziyetleri hayatında bilfiil yaşarlardı. Bunun dışına çıkanlar Hz. Muhammed (s.a.v) tarafından uyarılırdı. Sahabeden Osman bin Mazun buna örnek teşkil edenlerden sadece birisidir. Osman b. Maz‘ûn’un eşi Havle binti Hakîm kocasının ibadete düşkünlüğü sebebiyle kendisiyle ilgilenmemesi üzerine giyimini ihmal edince Hz. Aişe durumu Resûl-i Ekrem’e haber vermiş, Resûl-i Ekrem de Osman’ı çağırarak her hususta ölçülü olmasını, bunun için kendisini örnek almasını söylemiş, eşinin, misafirinin ve nefsinin de kendi üzerinde hakkı bulunduğunu hatırlatarak herkese hakkını vermesini tembih etmiştir. (Müsned, VI, 268; Ebû Dâvûd, “Teṭavvuʿ”, 28).

 Onların yanına geceleyin gidersen sanki bir gurup rahibin yanına gitmiş gibi olursun, bunlar, bir dağın eteğindeki mağarada yaşayan ve ibadetten başka bir şey bilmeyen kimseler gibidir. Ama gündüzleri birer erkek aslandırlar.

İşte burada şehzadenin çizdiği profil sadece aşkın olanın yüceltildiği ve dünyanın tamamen terk edildiği bir profil olarak durmaktadır. Bu İslam’ın ideal / kâmil insan profilini bütünüyle yansıtmamaktadır. İslam’ın ideal insan profili nefsin hakir değil aziz olduğu dünya ile ukbanın, akıl ile imanın dengede olduğu insan profilidir.

Filmde ayrıca şöyle sorunlu bir diyalog geçmektedir: 

Dede torun yolda giderlerken İştar yere düşüp kum yutar. Baba Aziz İştar’ın ağzını temizlemeye çalışır. Baba Aziz torununun çenesine dokunarak İştar’a sen meleğin işaretini taşıyorsun der.

-İştar: Baba Aziz meleğin işareti nedir peki diye sorar.

-Baba Aziz bebekler daha annelerinin karnındayken kâinatın bütün sırlarını bilir yavrucum der. Ama bebek doğmadan hemen önce gökten bir melek iner ve parmağıyla bebeğin ağzına dokunur böylece bebek her şeyi unutur, kaybettikleri ilmin anısı olarak da bazılarının çenesinin üzerinde aynen senin ki gibi bir iz kalır güzel kızım der. Bu meleğin işaretidir, der.

-İştar peki sonra bir gün bildiğimiz her şeyi hatırlayabilecek miyiz Baba Aziz diye sorar.

-Baba Aziz belki der.

Burada çok ihtilaflı bir konu olan “elest” (misak) meselesine değinilmiştir fakat “elest” meselesi yine mitolojik olarak anlatılmaktadır. Mitolojik olarak tanımlanan elest (misak) olayı bütün gelmiş geçmiş ve gelecek insanlığın Allah tarafından bizzat Âdem (a.s)’ın bellinden alındığı çıkarıldığı ve Allah (c.c)’ın direkt bir şekilde Âdemoğullarına hitaben “elestu birabbiküm ben sizin rabbiniz değil miyim” diye sorduğu, bütün bir Âdemoğlunun (kalu) dediler, (bela) evet sen bizim rabbimizsin diye cevap verdikleri rivayet edilen olaydır. Bu olay farklı farklı yorumlanan anlam kaymasına uğratılan Araf suresinin 172. Ayeti kerimesine dayandırılır. Ayete baktığımızda ayetin mitolojik söylemle hiçbir alakası yoktur. 

“Rabbiniz Âdemoğullarından onların sırtlarından zürriyetlerini alıp kendileri hakkında şu sözleşmeye şahit tutmuştu: ben sizin rabbiniz değimliyim? Elbette öyle! Tanıklık ederiz dediler. Böyle yaptık ki kıyamet gününde, bizim bundan haberimiz yoktu demeyesiniz”. (Araf, 7/172)

Bazı makul rivayetlere göre ayetin işaret ettiği misak olayında insanlığın Âdem (as)’ın bizatihi kendi bellinden alınmasını değil Âdemoğullarının bellerinden Âdemoğlunun zürriyetlerinden alınmasına atıftır. Cismani bedenin daha vücut bulamadığı, aklın şuurun olmadığı, buluğa erme sürecinin olmadığı ceza ve ödüle sebebiyet verecek bir amelin olmadığı bir hal üzere misakın alındığı mitolojik olarak aktarımı müfessirlerin ekseriyetince Kutsi referansla uyuşmadığı öngörülmüştür.

Zeynep Kılıç’ın Tüm Yazıları

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir