Zeynep Kılıç Yazdı: Fecrin Doğuşu

08.05.2021

Fecrin Doğuşu, Selam ve Esenlik…

O gece Ruh ve melekler rablerinin izniyle inerler… Tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir… Bin aydan hayırlı olan bu gece, geceler… Öyle geceler ki rablerinden bir değil bin armağan binlerce kazanç… Allah bir iken dergâhı bin olan…

İbrahim ararken Rabbini, makbul dilekçelerle ondan kurtuluş mağfiret diledi ve şöyle duada bulundu: Vechimi (yüzümü, yönümü) yalnız ve yalnızca yerin ve göğün yaratıcısına çevirdim Hanif ve Müslüman olarak ve de ben müşriklerden değilimdir… Yunus bin Metta Ninova (Musul / Irak) halkından yüz çevirirken kendisine üç karanlık duçar oldu… Gece karanlık, deniz karanlık ve balığın (hutun batnı) karnı zifiri karanlık… Deruni bir seda dikey bir helezonla deldi bu üç karanlık perdeyi Süphaneke… Süphansın, münezzehsin… Senden başka hiçbir ilah ama hiçbir ilah yok ve ben ise zülüm edenlerden oldum… Bu nasıl bir nida bu nasıl bir teslimiyettir ki bu üç zülumatı ışık hızıyla delebiliyordu mümkünatı mucizelere kalan aklı ve idraki zorlayan… Tarih böyle nadir teslimiyet misallerine şahittir…

Ve Asiye (Firavun’un eşi) rabbine şu tarzda münacatta bulunurdu:  Ey rabbim, bana katında bir ev bina et ve beni Firavun ve  Firavun’un amelinden necat eyle, halas eyle…Asiye’nin (r.anha) sığınmak istediği Allah’ın katında bir merhamet eviydi. Asiye’nin sığındığı ne Firavunların içinde tanrılık ilan ettikleri saraylar ne de içinde ölümsüzlüğü aradıkları Gize evleriydi (Gize Piramitleri)…Gönlü ne istibdattan ne de müstebitten ne de müstebitlerin dünyanın yedi harikası sayılan tahakküm sembolü eserlerindeydi… Türlü belalara musibetlere müptela oldular, imtihan oldular kuraklık, kan, kurbağa, tufan, çekirge,  haşere, tasallutundaydı Firavun’un Halkı… Musa bir mucizeydi Firavun’un sarayında Asiye’nin kucağında, Allah’ın himayesinde… Musa ismiyle müsemma olan Musa suya salınan…  Firavunlar fena oldular, fenaya karıştılar fakat maalesef hala tekerrür eden Firavunların istibdadıydı. Mısırlıların tabiriyle medeniyet beşiği ebedi (Nil’ulhalid) Nil’in eteğinde… Ve Teslimiyetlerini rablerine şöyle sunacaklardı zamanın Müslüman gençleri… Elbenna (Hasan)’nın “El Mesurat” adlı dua kitabında bu şebabın (gençlerin) nidalarını şu şekilde duyarız: Esbehna ev emseyna ala fıtreti’l İslam: Ey Rabbimiz biz İslam fıtratı üzerine ihlâs kelimesi, nebimiz Muhammed (s.a.v)’in dini üzerine ve de babamız İbrahim’in milleti üzerine geceledik sabahladık ki o hanifti müşriklerden de değildi… Dirençleri bu ahit üzereydi tevekkülleri de… Bu ahit ve tevekkül nesillere çağlara tevarüs eti durdu… Mücahit ve muvahhit oldular tarihe şahit oldular tarihe şehit düştüler… Mısır’ın sultanları değil Mısır’ın kükreyen aslanları oldular…

 Çeşitli belalara, musibetlere müptela olan bizler böyle bir teslimiyet üzere geceleyip sabahlamalıyız ki musallat olunduğumuz türlü, türlü musibetlere karşı Yunus bin meta gibi zülumatın üç kasvetli perdesini balığın batınında (karnında) depreşen diliyle, dilimizle delip necat bulalım. Nuh’un (a.s) gemisine binecek geçerli imana sahip olalım ki bizi mübarek bir menzile vasıl eylesin nüzul buyursun… Ve Eyüp gibi dilimiz Allahın zikriyle Allah’ın virdiyle yaş olsun vakta ki hastalık diline dayandı durduğunda kurtçuklar kalbini ve diline iliştiğinde tesbihten, (süphanAllah) tahmidten, (elhamdülillah) tehlil, (Lailaheillallah) ve tekbirden (Allahuekber) mahrum olacağı korkusuyla Rabbine şöyle arzuhalde bulunur:  “Rebbi inni messeniyedürru” ey rabbim bana zarar dokundu ve “ente erhamerrrahimin” ve sen merhametlilerin en merhametlisisin…

 Evet, ey Rabbimiz bize de belalar müptela oldu musibetler müptela oldu, bütün bir kâinat çağcıl küresel müstebitlerin küresel desiseleri kıskacında, teknik tahakkümün elinde can çekişmekte… İnsanlıktan sıyrılmak istenen insanın başına örülen çoraplar, pasifize edilen insan, din, ahlak ve akabinde müptela olduğumuz maddi manevi hastalıklar insanlığı büyük bir girdabın içine sürükleyip duruyor.

Medeniyet tarihinin büyük yazarlarından Will Durant’ın bu bağlamdaki tespiti şöyledir:  Bu günün dünün arasındaki fark hayatın makineleşmesidir. Hayatın gayesi noktasında ise hiçbir gelişme olmamıştır. Zenginlik insanı yorar. Akıl ve felsefe soğuk ve güçsüz bir aydınlıktır. Hâlbuki aşk öyle bir güçtür ki gönülleri tam bir sıcaklığa kavuşturur. Ünlü Rus yazar Tolstoy’un tespiti de bu yönden olmuştur. İlmin doyum noktasına eriştiği çağımızda aslında bizi kurtaracak olan Tolstoy’un da hayatın kaynağı olarak gördüğü “iman”dır, ihlastır… Dolayısıyla bu mübarek gecelerin bin aya tekabül ettiği fırsat günlerinde Ehemmiyetimiz olsun diye bizim de Bir duamız olsun fiili ya da imanın en zayıf noktası olan kalbi ya da kavli… En azında naifçe bir edamız, gök kubbe altında Arifçe bir sedamız olsun:

Haset gururla savaşta / Gurur Kafdağı’nda derebeyi / Onu da yaralar kanadından / Gelse bir şefkat meleği…

Vicdanlar sakat çıkmadan Ya MUHAMMED yarına / İyiliklerle gel güzelliklerle gel Ademoğullarına, Ademoğullarına…

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

 

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir