Zeynep Kılıç Yazdı: Yağmur

30.01.2023

İnsanız kodlarımıza iyilik nakşedilmişse de Allah muhafaza günaha, hataya kaymaya da meyilliyizdir. Fakat asl olan bu hataların elimize bizi analize, araştırmaya böylece hakka doğruya götürecek, varacak bir problemi vermesidir. Düşünsenize derdi, tasası, hastası olmayan bir toplumun şifa olacak hekimi olmaz. Yerine oturtulması gereken bir ağır yükünüz hukukunuz olmazsa hakiminiz, rehberiniz de olamaz. Ümmisi olmayan bir toplumun mürebbisi muallimi olmaz. Kurtuluşa naçar kalan bir toplumun yerle gök arasında irtibat kuracak yegâne halaskâr Peygamberi olmaz. Kıvranacak ağrısı, derdi, tasası olmayan bir toplumun duası niye olsun ki. Hele ki duası olmayan bir toplumun ehemmiyetinden niye bahsedilsin ki.

Zaman, zaman bu konu tartışıla dursa da yine de konuşulmaya değerdir. Bunlar o kadar yüzeysel ele alınmayacak meseleler olsa da biz pratikten ele almaktan yanayız. Toplum olarak yaşadığımız geleneksellik ile modernliğin diyalektiğinde ister istemez itikadi bir sıkışma ve tıkanma ile karşı karsıya kalmaktayız. Dolayısıyla oluşan bu baskı ile sorunlar karşısında fiillerimiz de hareketlerimiz de sünnet-i saniyeden uzaklaşabilmekte yüreğimiz dillerimiz de maneviyattan duadan ırak kalakalmaktadır. Dinimiz denge dinidir fiili duaya önem verirken kavli duayı da manevi bir potansiyel güç saymıştır. Zira peygamberlerin en büyük kerametleri mucizeleriydi.

Yani bugünkü üzerine çalışılan ışınlama yokken bile Belkıs’ın tahtı Süleyman’ın sarayına onun haberi olmadan taşınmıştır.

Deniz altları yokken bile Yunus bin meta denizlerin dibinden yeryüzüne bir balığın karnından çıkarılıp bırakılmıştır.

Bu günkü modern tıp icat edilmezken Eyüp nebi tüm vücudunu saran kurtçuklardan Allah’ın izni ile halas bulmuştu.

Tanrının haşa batıramayacağı gemi sloganıyla yola çıkan titanik tarihe ibretlik olarak gömülürken insanlığın ikinci atası sayılan Nuh’un gemisi tüm dünyayı insanları hata ve hatta diğer tüm canlıları Allah’ın izni ile kurtuluşa taşımış kutsala, kitaplara konu olmuştur.

Daha insanların aya basacağı haberi yokken bile Peygamber efendimiz müşriklerin aklı yerinden çıksa da inkar da etseler bir gecede miraca çıkmıştır.

Bütün bunlar Yüce Allah’ın en güzel isimlerinden kadir olan isminin tecellisinin en büyük göstergelerindedir.

Eğer biz Allah’ın yüceliğine varlığı yoktan var ettiğine ezeli ve ebediyetine inanıyorsak elbetteki bunları kabullenmememiz düşünülemez. Kuranın dediği gibi Allah dilediği şeyi yapar. Gelgelelim biz dünyayı çevreyi kendi ellerimizle, tüm fiillerimizle, günahlarımızla ihtiraslarımızla kirletmeye devam ede dururken. Hadi salih amellerle hadin sabır ve sebat ile hadin salat ile felah bulalım demeyi unuttuk. Hadi yeryüzünde fesat ve bozgunculukla sekteye uğrayıp donup kalan gökyüzüne yüreğimizle dokunarak, dilimizle, duamızla dokunarak merhamete getirmeyi de unuttuk. Eli kolu bağlı olarak doğa ananın bize püskürteceği öfkesini bekliyoruz. Peki bizden öncekiler ne yapardı Allah’ın onlara musahar kıldığı sınırlı tabiatın kapasitesini hiçbir zaman günümüzde olduğu gibi hunharca zorlamadıkları gibi olağanüstü hallerde bugün çok affedersiziniz kimilerince demode görünse de duaya Peygamberin sünnetlerinden bir sünnette sarılırlardı. Ama kuru kurusuna değil önce çok ciddi bir ön manevi hazırlıkla duaya hazırlanırlardı. Üç gün oruç tutaraktan yani bütün bedeni ile ruhuyla teslimiyet içinde ama ridasını ters çevirerekten kendimizi doğamızı ters çevirdik dercesine işte karşındayız ey rabbimiz dercesine. Allah’ın huzurunda iki rekât namazda boyun eğdikten sonra Resulullah aleyhi selatu vesselamın duasıyla açar ellerini ey rabbimiz bize rahmet olacak şekilde suya kavuştur. Bize azap olacak şekilde değil. Yıkıp gark edecek, boğacak bir şekilde değil menfaat verecek, bolluk, bereket, getirecek, ziraatları yeşertecek bir yağmurla buluştur bizi. Her zaman muhtaç olduğumuz rahmetle buluştur  bizi diye  şair bunu ne güzel dile getirmiş:

 

Var edenin adıyla insanlığa inen nur

Bir gece yansıyınca kentte sibir dağından

Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur

Evlerin arasına dikilse yeşil bayrak,
Yeryüzü avare iken, yapayalnız ve kurak.

Rahmet vadilerinden boşanır abı hayat

En müstesna doğuşa hamiledir kâinat

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini,
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir,
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini,
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir,
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından,
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından.

Nefesinle yeniden çizilecek desenler,
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek,
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler,
Anneler çocuklara hep seni içirecek,
Yağmur, seninle bitse susuzluğu evrenin,
Sana mü’mindir sema; sana muhtaçtır zemin.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Zeynep Kılıç’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.