Taha Akyol: Siyasi Öfke Siyasi Şiddet

24.05.2021

Taha Akyol, karar.com’da “Siyasi Öfke Siyasi Şiddet” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

İYİ Parti lideri Meral Akşener’e Çayeli ve İkizdere’deki esnaf ziyareti sırasında yapılan çirkin saldırı bir halk tepkisi değildi. Körüklenmekte olan siyasi öfkenin yol açtığı siyasi şiddet zincirinin son halkasıydı.

Dileyeyim de sonuncusu olsun. Yürekten bunu diliyorum ama maalesef iyimser değilim.

Devlet yetkilerini ve devlet gücünü kullanan makamlar ve iktidar partisi bu olayı kınamadı.

Meral Akşener’in gezisi sırasında atılan “Meral Akşener hainini taşlayın, taşlayın… öldürün öldürün” diye tahriklerde bulunan tivit bile kınanmadı…

Benzer çirkin sözler bir iktidar mensubuna karşı kullanılsaydı mafyatik ifşaalar karsısında suskun kalan savcılar seferber edilir, “halkı kin ve düşmanlığa tahrikten” soruşturma açılır, muhtemelen tutuklama da yapılırdı.

MUHAFEFETE KARŞI ŞİDDET

Tabii ki Meral Akşener bu tür tertiplerden yılacak bir lider değil. 28 Şubat’ta yılmadı. Seçim meydanlarında “dokunulmazlığın yok” denilerek hapsedilmekle tehdit edildi, korkmadı…

Endişe verici husus, ülkenin sürüklenmiş olduğu vahim tablodur: Ağır hukuk ihlalleri, artan hukuk güvensizliği, tehlikeli kutuplaşma, ekonomik kriz; bir mafyamız eksikti, o da eklendi!

Muhalefete yönelen şiddet zincirinin diğer önemli halkası, Çubuk’ta şehit cenazesine katılan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan çirkin saldırıdır. (21 Nisan 2019)

Kılıçdaroğlu, Emniyet tarafından bir eve alınarak linçten kurtarılabilmişti. Zihinlerde İçişleri Bakanı Soylu’nun “CHP il başkanlarını şehit cenazelerine almayın, onların yeri PKK cenazeleri” şeklindeki sözleri yankılanıyordu!

Halbuki Kılıçdaroğlu PKK’nın suikast düzenlediği bir liderdi.

Şehit cenazelerinde siyasi ayırımcılık nasıl bir siyasi öfkenin ifadesi?!

Her iki saldırıyı da iktidar kınamadı…

Hatta aynı öfkeyle yoğrulmuş tabanda kahraman muamelesi gördü saldırganlar.

Yargı hukuken de bekleneni yapmadı.

Ahmet Davutoğlu’nun söylediği gibi, iktidarın bu tavrı, şiddeti teşvik ediyor…

BASINA KARŞI ŞİDDET

Öfkenin teşvik ettiği şiddetten gazete ve gazeteciler de nasibini aldı. Eylül 2015’te Hürriyet gazetesi iki defa taşlı sopalı saldırılara maruz kaldı, tahribata uğradı… Saldırıyı organize eden AK Partili, Hürriyet çalışanları için “Bunlar dayak yememişler hiç. Bizim hatamız bunlara zamanında dayak atmamak oldu” diye konuşuyordu!

Tabana nasıl bir öfke yansıyor, görüyorsunuz.

Bırakın kınamayı, eleştiri bile almadılar, aksine, bakan yardımcısı yapılarak ödüllendirildiler!

Son olarak Sedat Peker, bu baskındaki rolünü anlattı…

İşten atılan, kalemi elinden alınan gazeteciler kimlerdir?

Kaç gazeteci mafyöz haytalar tarafından dövüldü, hastanelik edildi, değil mi?

AYM ve AİHM kararlarıyla suçsuz oldukları kanıtlanmış ama tutuklanmış gazeteciler kimlerdir?

Eleştiren gazeteciler…

Şiddet tablosunu görüyorsunuz değil mi?

Kutuplaşma, öfke ve öfkenin aşağılardaki dışavurumları olarak siyasi şiddet olayları…

Böyle bir görüntüyle iktidar “hukuk güvenliği” konusunda dünyayı ikna edip yatırım ve turist getirebilir mi?

ÇIKMAZ SOKAK

Bu iktidar ilk on yılında rasyonel politika, uzlaşmacı, müzakereci üslup ve AB reformları yönünde hukukun üstünlüğü politikalarıyla ülkeye 220 milyar dolar yatırım getirmişti. Alt yapıda ciddi ölçüde modernleşme sağlamıştı…

Ama 2011’deki seçim zaferi ve Arap Baharı’nın muhafazakar iktidarda yarattığı heyecanlar bu ‘gidişat’ı değiştirdi: Partide ve bürokraside bu başarılarda imzası olan reformist unsurlar tasfiye edildi…

Türkiye’nin tarihten gelen fay hatları üzerinde kutuplaşma körüklendi, müzakere dilinin yerini öfkeli bir ideoloji dili aldı…

Ve hukukta gerilemeyle at başı ekonomide bozulmalar ortaya çıktı…

Bugün Türkiye sadece ekonomik krizle, hukuktaki gerilemelerle değil, mafyasıyla da dünya basınında!

Şiddet halkalarını birbirine bağlayan zincir bir yerde durur mu? Bunu elbette temenni ederiz ama iktidarın tutumuna bağlı…

İktidar son 6-7 yılda izlediği politikaların çıkmaza gerdiğini görmelidir. Öfke dilini, değerler üzerinden kutuplaşma siyasetini bırakmalı, hukukun siyasetten üstün olduğunu kabul etmeli…

Tören konuşmalarıyla değil, inandırıcı uygulamalarla…

Yoksa, işimiz zor.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir